Çambaşı Yaylası

        TARİHİ VE TURİSTLİK ÖZELLİKLERİYLE ÇAMBAŞI YAYLASI

1991 yılında kültür ve turizm bakanlığı tarafından Çambaşı yaylası yayla merkezi olarak ilan edildi. Çambaşı yaylası sadece Türkiye’den değil dünyanın değişik bölgelerinden insanları misafir olarak ağırlamaktadır. Ülkemizde alanı en geniş yaylalardan birisi olarak kabul edilir. 1850 Km lik rakımı ile sizlere yazın en serin havayı yaşatmaktadır. Çambaşı yaylası ordu iline 61 km uzakta yer almaktadır. Sivas ve Mesudiye istikametlerinden çambaşına geçiş yolu bulunmaktadır. Çambaşı yaylası yolunu kullanarak aynı zamanda Giresun’a da ulaşabilirsiniz.

Çambaşı yaylasını bilmeyen insanlar Çambaşı yaylasını kır ve çıplak bir plato olarak algılamaktadır. Bu yanılgılardan kurtulmak için mutlaka Çambaşı yaylasını görmek gerekmektedir. 72 obası bulunan Çambaşı yaylası doğal güzelliği ile dünyadaki cennet gibi mekânlardan sadece birisidir. Tatil dinlenme spor sağlık alanlarındaki siz değerli ziyaretçilere zengin imkânlar sunmaktadır. Doğal hayvan ürünlerini en taze tüketebileceğiniz mekânların başında gelir. Soğuk ve şifalı suları ciğerlerinize bayram ettirecek temiz havası yeşilin en güzel tonunu görebileceğiniz mükemmel mekânların başında Çambaşı yaylası gelmektedir.

Yayla turizmin gelişmesi ile birlikte Çambaşı yaylası daha da önemli bir bölge haline geldi. Kısa sürede ciddi gelişmeler gözlendi. Lokantalar oteller konaklama tesisleri alabalık tesisleri alışveriş merkezleri gibi birçok şehirleşme yapıları görülmeye başlandı.
2000 yıllık geçmişe sahip olan Çambaşı yaylası tarihin birçok izlerini hala üzerinde taşımaktadır. Çambaşı yaylasında bulunan mezarlıkta mezarlık kitabeleri tarihin hala ne kadar canlı ve diri olduğunu gösteriyor.

Çambaşı yaylası ile ilgili anılarını şu şekilde dile getirir usta araştırmacı yazar Sıtkı çelebi

“Çambaşına giden yol, Ordu Valisi Kemal Yazıcıoğlu’nun çok özel ve titiz gayretleri sonucu, tamamen asfaltlanmıştır. Şimdi artık, Çambaşı Kasabası’na ve yaylasına ulaşmak, çok daha kolaylaştı. Ordu, çok küçük bir şehir durumunda iken, Çambaşı, 2 binden fazla evi, zengin çarşısı ile, büyük bir kasabaydı. 152£ tarihli bir belge bize, yayla topraklarında oturanlardan vergi alındığını bildirmektedir.”

19.yüzyılda hasan Tahsin adında bir şair Şuun-u Dâhiliye isimli bir gazete çıkarmıştı. El yazması ile yazılan gazete eser-i cedid kâğıdına yazılarak hazırlanmıştı. Gazete birkaç yıl devam etmişti. Gazete bir yazı dizisinde Çambaşı yaylasını anlatmış ve o günlerde Çambaşı yaylasını şu şekilde tarif etmişti. Çambaşı yaylası dünyanın biricik mekânlarından birisidir. Çambaşı yaylası ladin ve çam ormanları bulunmaktadır. Sadece tek mezar ormanları bile gezi piknik orman içi dinlenme alanı olarak başlı başına güzel bir köşedir. Seyit Tepesi, yaylanın en yüksek tepelerinden biridir. Göndeliç Tepesi ise, bütün Ordu ilinin en yüksek tepesidir. (2930.)
Çambaşı yaylasının girişinde 5 yıldızlı bir otel yapım çalışmaları başlamış durumdadır. Yayla kenarında bulunan küçük dere kenarlarına alabalık üretim çiftlikleri kurulmuştur.

Erbaş alabalık tesisi adını bulunduğu erbaş obasından almaktadır. Alicin deresi kenarında yer alan alabalık üretim tesisi alabalık konusunda müşterilerine hizmet vermektedir. Yaz aylarında bu bölgelerde çadırlarla kamp kurulur. Sus sesi ve sakinliğin birleştiği mükemmel dinlenme ve rahatlama sağlamaktadır.

Turnalık obasının biraz ilerisinde dere kenarında bulunan diğer alabalık tesisi topçuğu alabalık yetiştirme tesisidir. Alabalık havuzu yeme içme ve dinlenme tesisi olarak aradığınız bütün özellikleri bulabilirsiniz.

1999 yılında Yokuşdibi belediyesi tarafından başlatılan Çambaşı yayla şenlikleri her yıl temmuz ayında ara vermeksizin geleneksel olarak devam etmektedir. Çambaşı belediye başkanı Ramiz acar okumuş bütün ekonomik sıkıntılara rağmen Çambaşı yaylasında turizmi geliştirmek için elinden gelen bütün ciddi çalışmaları yapmış yapmaya da devam etmektedir.

 

Giresun sınırları içinde yer alan ve ülkemizin meşhur dağlarından birisi olan Karagöl dağına gitmek için de mutlaka yaylamızdan geçmeniz gerekmektedir.

 

Türk hayatında yaylaların büyük önemi vardır. Yaylaların önemi genelde geçim kaynağının hayvancılığa ve tarıma dayalı olmasına bağlıdır. Eski Türklerde yurt kavramı genelde yaylak ve kışlak olarak iki boyutlu devam etmiştir. Kışın kışlaklarda yazın yaylalarda yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bazı Türk boyları yönetimlerini bile bu yerleşim şekline göre tasarlamışlardır. Yayla ve kışlaklarda iki ayrı yapı inşa edip toplu olarak mevsimsel iklime bağlı olarak bölgeler arasında göç yaşanmaktadır.

 

.
Türklerin yayla sevgisi çoğu zaman savaşlara sahne olmuştur. Göçlerinin birçoğu da yaylalara doğru olmuştur. Hayvan yetiştiriciliği tarıma dayalı bir hayat ve sıcak havayı sevmeyen Türkleri yaylacılık arayışına sokmuştur. Eğer bir bölge yazın serin ise çevresinde su kaynakları varsa toprakları da verimli ise Türkler bu bölgeleri kendilerine yayla olarak kabul etmiş ve yaz mevsimlerinde bu bölgelere geçici göçler yapmıştır.

 

Eskiden olduğu gibi bugünde insanlar yazın sıcağından kurtulmak için yaylalara göçler devam etmektedir. Ülkemizde yaylacılık sektörünün gelişmesi ile yayla turizmi hız kazanmıştır. Yerli ve yabancı turistler artık deniz kenarında olmaktan çok serin yaylaları tercih etmektedir. Ülkemizdeki yayla turizmin en güçlü ayaklarından birisi hiç kuşkusuz Çambaşı yaylasıdır.

Karadeniz bölgesinde birçok yayla bulunmaktadır. Yayla turizminde önemli katkı sağlayan Karadeniz bölgesinde yayla turizminde en büyük yaylalarından birisi Çambaşı yaylasıdır.  Ordu ilinin 61 km güneyinde denize 1850 m yükseklikte bulunan Çambaşı yaylası 100 bin dönümlük bir arazide 72 obaya sahip bir yayladır.

Çambaşı yaylasının ne zaman yayla olarak kullanıldığı konusunda kesinleşmiş bir rakam yoktur. Ancak bölgedeki iskân hareketlerinden ve coğrafi mozağına bakarak bölge ile ilgili olarak şu çıkarımlarda bulunabiliriz.

1071 yılında oğuz boylarının Anadolu’ya gelmelerinden hemen sonra tarih sahnesinde yerini alan Danişmentliler (1071-1178) (1) orta Karadeniz bölgesine yönelmiştir. Bölgede önemli bir güç olabilmek ve bölge hâkimiyetini sağlamak için Sivas şehrini kendilerine başkent yapmışlardır. İskân politikasına göre ilerleme sağladıkça başkenti tokat Niksar bölgesine taşımışlardır. Sınırlarını düşmanlardan korumak isteyen danişmentler Mesudiye’nin 6 km kuzey doğusuna güçlü bir kale yaptırdılar.

Danişmentler bölge hâkimiyetini güçlendirmek adına Kommenos hanedanının kurduğu Trabzon Devletine(1204-1461) karşı Karadeniz bölgesindeki yaylalar ve vadiler üzerinden bir akın düzenlemiştir.

1178 yılında Anadolu Selçuklu devleti danişmentlere son vererek bölge üzerinde hâkimiyet kurdu. 14.yy başlarına doğru Anadolu Selçuklu devleti de yıkılıp yerine Anadolu Türk beylikleri kurulmaya başladı. Anadolu Türk beylikleri zamanında Danişmentlilerin mirasçıları tarafından Orta Karadeniz bölgesinde iki beylik kurulmuştur. Bunlardan ilki Danişmentlilerin başkenti Niksar da kurulan Taceddinoğulları Beyliği diğeri ise Danişmentlilerin sınır kalesinin bulunduğu Mesudiye( Milas) Kaleköy’de örgütlenen Hacıemiroğulları beyliğidir.
Yaylada yaşayan Türk birliklerinin sahile inmeleri yaklaşık 120 yıl kadar sürmüştür. Bu geçen süre zarfında önce güzlüklere yerleşen Türk birlikleri 1390 yıllarının başında ise orduya yerleşerek bir daha mesken değiştirmeden ordunun Türk yurdu haline gelmesinde rol oynamışlardır. Beylik merkezi ordu sahiline 4 km uzaklıktaki Eskipazar bölgesine taşınmıştır.

1398 yılında Hacıemiroğulları Beyliği Osmanlı egemenliği altına girmeyi kabul etmiştir. Osmanlı bu bölge yönetimini eline aldıktan kısa bir süre sonra bölgede ciddi bir idari yapılanmaya tabi tutarak şehirleşme başladı. 1455 tarihinde yapılan değerlendirmelere göre, Bolaman Irmağı’nın doğusundan başlayıp bu günkü Bulancak ve Reşadiye’ye kadar olan bölüm “Vilayet-i Canik-i Bayramlu me’a İskefsir ve Milas” olarak anılmaktadır.
1398 yılında Osmanlı egemenliği altına giren Hacıemiroğulları Beyliği Osmanlı vergilerine tabi olmaya başladı. Bu tarihlerde alınan vergilerden birisi arasında yayla mahsullerinden alınan vergilerdir. Diğeri ise “revgan-ı yaylak” vergisidir. Bu dönemde yaylaya çıkanlardan her sürüden bir koyun her haneden 200 dirhem yağ vergi olarak toplanırdı. Yaylacılık sektöründen alınan bu vergiler yaylacılığın kısa süreli bir iş olmaktan çıkıp uzun süreli bir iş olduğunu göstermektedir.

Eskipazar bu dönemde Bayramlu adında bir kasaba olarak bilinmekteydi. . Bayramlu Kasabası, topraklarından geçen çivil deresi ve bataklıklardan dolayı oturmaya pek müsait bir mekân değildi. Bu yüzden halkın tamamına yakını bugünkü Çambaşı yaylasının olduğu bölgeye göç etmek zorunda kalmışlar.

18.yy kadar Türk nüfusunun     çoğunlukta olduğu bölgeye ilerleyen zamanlarda türk olmayan değişik ırktan insanlar bu bölgeye yerleşmeye başlamıştır. Zamanla sadece Müslüman değil farklı etnik dini kökenli insanlarda yerleşmeye başlamış. Değişik kültürlere beşiklik yapan bölgede farklı etnik dini kökenli insanların ibadetlerini rahatça yapabilmeleri için kiliseler de inşa edilmiştir.

1455 Yılında yapılan tahrir kayıtlarını içeriğine göre ve aslı Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bulunan Defterdeki bilgilerden yola çıkarak 1455 yılında Ordu bölgesinde 6651 hane Türk nüfusu yaşamasına karşın, 526 hane gayri Müslim nüfusu yaşamaktaydı.

1700lü yıllarından itibaren emperyalizmin ayağı olan sömürgeci ülkelerin ülke topraklarımız üzerindeki emellerinin bir yansıması olarak bölgeye dışarıdan çok sayıda Hıristiyan nüfus nakledilmiş. Bu bölgeler Hıristiyanlaştırılmaya çalışılmıştır. Bölgede misyoner çalışmalar sürdürmüşlerdir. İlerleyen yıllarda Lozan antlaşmasıyla Hıristiyanlar bölgeden çıkartılmıştır.

18.yüzyıldan sonra Eskipazar artık önemini kaybetmeye başlamıştır. Bu önem kaybetmeden sonra bugünkü ordu şehri kurulmaya başlamıştır. Bu dönemde ordu şehri baştanbaşa orman mera bataklıklarla doluydu.

18.yüzyılın sonlarına doğru ordu kasabasının nüfusunda ciddi bir artış olmaya başlandı. Kalabalık nüfus çevredeki bataklıklardan çeltik tarlalarından dolayı sivrisineklerin yoğun olduğu bölgeden ciddi derecede rahatsız olmaya başladı. Sivrisinek ve bataklar bölge halkına değişik hastalık türleri yaşatıyordu. Bu durumdan kurtulmak amacıyla halk kitleler halinde bu hastalıklı bölgeden kurtulmak için Çambaşı yaylasına göç etmeye başladı.

1949 yılında yayınlanan İktisadi Uyanış Dergisinde “Niyazi Baba ile Mülakat, Altmış Yıl Evvelki Ordu” adıyla Çambaşı yaylasının 1800lü yıllardaki şeklini şu şekilde anlatmaktaydı.

;“-Çambaşı! Nasıl anlatayım? O zamanın Çambaşısını anlatmak meseledir. Hele yazın, denizden kum sayılır Çambaşında adam sayılmazdı. Oteli lokantası, bakkalı, berberi hamamı, pazarı ile 1800 hanelik koskoca bir kasaba.

-1800 hanelik mi?

-Belki daha fazla. O vakitler Çambaşı buradan daha mamurdu. Daha Mayıs içinde yaylaya akın başlardı. Şehir baştanbaşa boşalırdı. Hatta Hükümet bile Çambaşında naklederdi.

-Tuhaf mı buldunuz. Evet. Yazın Mayıs sonlarında, devairi resmiye, başlarında Kaymakam olmak üzere Çambaşına gider. Bütün Daireler, Adliye, Tapu, Jandarma, Nüfus, Tahrirat orada kurulur, işler orada görülürdü. Burada yalnızca bir kaymakam vekili kalırdı. Daha garibini söyleyeyim. Yazın hapishaneyi de boşaltırlar, mahkûmları, maznunları, nezaret altında yaylaya götürürlerdi.

-Peki Hükümet ne zaman dönerdi yayladan?

-Halkın dönme sıralarında..Eylülün ilk haftasında.

-Hakikaten garip. Demek yazın şehir, hükümet de dahil tamamıyla boşalıp yaylaya göç ediyordu. Ne zamana kadar bu hükümetin nakil işi devam etti?

1300 senesine kadar. O seneden itibaren hükümet kasabada kaldı ve bir daha yaylaya çıkmadı.” (10)

Trabzon Valisi Kadri Bey tarafından Yaver-i Ekrem Derviş Paşa’ya gönderilen 5 Z. 1311 (09.6.1894) tarihli cevabi yazıda, pirinç ekiminin yasaklanıp yerine fındık dikilmesi gerektiğinin gerekçeleri anlatılmaktadır. Bu gerekçeler arasında hükümet görevlilerinin ve halkın hastalıklardan ve pis kokulardan dolayı on iki saatlik mesafedeki Çambaşı yaylasına çıktığı belirtilmektedir. Bu belge ile yukarıda verilen mülakattaki bilgiler örtüşmektedir. (11)

Çambaşı yaylası 1900lü yıllarda birçok imari yapı ile şehirleşmeye başladı. Cami okul han kilise ve dükkânlarıyla yayladan ziyade ordu şehrinin yazlık merkezi haline geldi. Ordu merkezden ve farklı coğrafyalardan her yıl 40 000 civarında kişi hayvanlarıyla birlikte yaylaya çıkıp burayı birkaç ay yaylalık olarak kullanır. Çambaşı yaylası bu yönüyle düşünüldüğünde önemli bir ticaret merkezi haline geldi.

Cumhuriyetin açıldığı yıllarda da Çambaşı yaylası önemini korumaya devam etmiştir. 2.dünya savaşından sonra patatese duyulan ihtiyacın artmasından dolayı yayla patates ekimi daha da önem kazanmıştır. Dünyanın en lezzetli patateslerinin yetiştirildiği yayla toprakları kısa zamanda ziraat alanı olarak da insanlığın hizmetine sunulmuştur.

1950 yılına kadar Çambaşı yaylasına gitmek için at kullanan insanlar 1950 yılından sonra motorlu araçlarla bölgeye ulaşmaya başlamıştır.

1949 yılında Ordu Bayındırlık Müdürü olan Niyazi Başaran, Çambaşı yolu ile ilgili şu açıklamalarda bulunmuştur.

“…Ordu halkı, her sene Karagöl yaylasının eteğinde suyu, havası, ormanı bol, Çambaşı yaylasına çıkar. Burası Orduya 65 km. mesafedeydi. Bu yolunda bitmek üzere olduğunu ve pek yakınlara kadar tekerlekli vesaitin gönderileceğini müjdeleyebiliriz.

Çambaşı yaylasına nefsi Ordudan başka ilçe ve bucaklardan ve civar vilayetlerden de halk gelmektedir. Bu yolun açılması günden güne miktarı artan Ordu patatesini birdenbire çoğaltacaktır.” (14)

Çambaşı yoluyla ilgili olarak 1952 yılında Kabadüz’de Nahiye Müdürü olan Fevzi Güvemli anılarında şu bilgileri paylaşmaktadır.

” Çambaşı yolu, Ordu’nun yıllar yılı müzminleşmiş bir derdiydi. Toplam 70 km olan yolun yarısı Kabadüz sınırları içinde idi. Bu yol engebeliydi ve işi kolay değildi. 25 Haziran 1953 günü Kabadüz’e kadar olan bölüm ve bundan çok kısa bir süre sonra da Çambaşı yolu motorlu taşıtlara açılmıştır.” (15)

1970’li yıllardan sonra geleneksel yaşantımızdaki değişiklik gereği yaylaya çıkan insanlarımızın sayısında ciddi bir azalma görülmeye başlanmıştır. Geleneklerine bağlı yaşlılar ve çobanlar bu çıkışlarını devam ettirmiştir. Günümüzde ise geleneksel tarzda yayla çıkışları artık yok denecek kadar azalmış durumdadır. Bunun yerine günü birlik ve belirli günlerdeki şenlikler gibi etkinliklere katılmaktadır.

Temmuz ayında düzenlenen vosvos şenliği ve yayla şenlikleri adı altında düzenlenen etkinliklere ev sahipliği yapan ve turizm kapsamına alınan Çambaşı yaylası bugün 523 hane ve iş yeri bulunmaktadır. Yazın yayla turizmin canlanması ile bu nüfus 15 000 civarına çıkmaktadır.

Eşsiz güzellikleri ile biz orduluların her zaman son kaçış alanı olan Çambaşı yaylası için vefa borcunu ödemek için bölgenin daha fazla tanıtımı yapılarak vefa borcumuzu ödeyebiliriz. Vefa borcunu ödemek için yaylanın dokusunu bozan betonarmeleşmeye karşı çıkarak eski tarihi yapıların restore edilerek tarihi canlandırmak gerekir.

Yaylamızı ziyaret edenlerden şu istek ve dileklerde bulunarak yazı dizimize son veriyoruz. Yaylamızda yaylacılık faaliyetiniz bittiği zaman beraberinizde getirdiğiniz malzeme atıklarını gelişi güzel atarak Doğayı kirletmeyin. Nasıl bulduysanız öyle bırakın. Gittiğiniz memleketinizde yaşadığınız güzellikleri anlatırsanız o insanlarında bu bölgeye gelmelerini sağlayabilir sevdiklerinizin de bu güzelliklerinin faydalanmasını sağlamış olursunuz. Hem de bölgenin reklamında önemli bir pay sahibi olursunuz.